UTU Hukuk ve Danışmanlık7 dk okumaGüncelleme:
Kişiler hukukunun temel kavramlarından olan hak ve fiil ehliyeti, kişinin haklara sahip olabilmesini ve kendi fiilleriyle hak edinip borç altına girebilmesini belirler. Bu yazımızda ilk olarak ehliyet nedir sorusunu yanıtlayıp daha sonrasında ise ehliyet türlerini inceleyeceğiz. Bu yazımızın kaynağını 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu oluşturmaktadır.
Güncellik notu
Bu yazı, yayımlandığı tarihteki mevzuat ve uygulamaya göre hazırlanmıştır. Özellikle sınırlı ehliyetli kişilere ilişkin açıklamalar bakımından yürürlükteki mevzuat farklı olabilir. Güncel durum için bir avukata danışmanız önerilir.
Hukukta kişilere tanınmış hukuki yetenek ve olanaklara ehliyet adı verilmektedir.
Hukukumuzda iki tür ehliyet vardır. Bunlardan biri hak ehliyeti diğeri ise fiil ehliyetidir.
Hak ehliyeti
Medeni haklardan yararlanma ve borçlara sahip olabilme ehliyeti
Fiil ehliyeti
Kişinin kendi fiilleri sonucunda hak kazanabilme ve borç altına girebilme yeteneği
Türk Medeni Kanunu Madde 8 – “Her insanın hak ehliyeti vardır.
Buna göre bütün insanlar, hukuk düzeninin sınırları içinde, haklara ve borçlara ehil olmada eşittirler.”
Ehliyet türlerinden ilki hak ehliyetidir. Hak ehliyeti, kısaca medeni haklardan yararlanma ve borçlara sahip olabilme ehliyetidir. Hak ehliyeti kişilik kazanma ile doğmaktadır. Gerçek kişiler için kişilik ise sağ ve tam doğmak koşulu ile doğrudan doğruya kazanılabilmektedir. Doğal olarak sağ ve tam doğmuş olan her gerçek kişi hak ehliyetine sahiptir. Tüzel kişilerde ise bu durum farklıdır. Tüzel kişi, gerçek kişiler dışında, kişi sıfatına sahip olan varlıklardır. Tüzel kişilerin hak ehliyetine sahip olabilmeleri ve kişi olarak sayılabilmeleri için kanunda belli bazı koşullar aranmaktadır. Bu koşullar şu şekildedir; kişi veya mal topluluğunun örgütlenmiş olması bu örgütlenmenin sürekli bir amaca yönelmiş olması ve bu örgütlenmeye hukuk düzeni tarafından tüzel kişi sıfatının tanınmış olması gerekir.
Tüzel kişiler için aranan koşullar kısaca şunlardır:
Türk Medeni Kanunu Madde 9 – “Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir.”
Fiil ehliyeti, bir kimsenin kendi iradesi doğrultusunda kendi gerçekleştireceği fiilleri sonucunda belli bazı haklar kazanabilme ve borç altına girebilme yeteneğini ifade etmektedir. Fiil ehliyetini üç başlık altında inceleyebiliriz. Bunlar;
Hukuki işlem ehliyeti, bir kimsenin kendi iradesinin tezahürü olarak bir hukuki işlem gerçekleştirerek kendini hak sahibi yapabilmesi ve borç altına sokabilmesidir.
Haksız fiillerden sorumlu olma ehliyeti, bir kimsenin başka bir kimseye karşı gerçekleştirmiş olduğu haksız fiillerden sorumlu tutulabilmesini ifade etmektedir. Haksız fiil kavramını ise hukuka aykırı olarak, bir kişinin şahsına veya malvarlığına zarar veren eylemler olarak açıklayabiliriz.
Dava ehliyeti, kişinin tek başına veya vekili aracılığıyla dava açabilme veya davalı sıfatıyla davayı takip edebilme aynı zamanda usul hukuku bakımından usuli işlemler yapabilme ehliyetidir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, dava ehliyeti ile taraf ehliyetini karıştırmamak gerektiğidir. Taraf ehliyeti kişinin sağ ve tam doğması ile kazanılırken dava ehliyeti için kişinin fiil ehliyeti sahibi olması gereklidir.
Taraf ehliyeti
Kişinin sağ ve tam doğması ile kazanılır.
Dava ehliyeti
Kişinin fiil ehliyeti sahibi olması gerekir.
Türk Medeni Kanunu Madde 10 – “Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.”
Kanun maddesinden anlaşıldığı üzere bir kimsenin fiil ehliyetine sahip olabilmesi için;
Koşullarını sağlıyor olması gerekmektedir. Kişi bu şartlardan bir veya birden fazlasını sağlamaması durumlarında hukuki durum tahlili ayrı ayrı yapılması gerekmektedir. Bu hukuki durumları dört grupta inceleyebiliriz:
Tam ehliyetli
Tam ehliyetliler yukarıda saydığımız koşulların hepsini yerine getiren kişilerdir. Yani ayırt etme gücüne sahip, herhangi bir kısıtlılığı bulunmayan, ergin kimsedir. Tam ehliyetliler, her türlü hukuki işlem yapabilme ehliyetine sahiptirler ve haksız fiillerinden de sorumludurlar.
Sınırlı ehliyetsiz
Sınırlı ehliyetsizler yukarıda saydığımız koşullardan kısıtlı olmama veya ergin olma koşulunu sağlamayan yani, kısıtlılar ve küçüklerin hukuki durumları bu şekildedir. Sınırlı ehliyetsizlerin yapacağı hukuki işlemlerin geçerli olabilmesi için yasal temsilcilerinin, kısıtlı kimseler için vasisi, küçükler için varsa velisi veya velileri yoksa vasisinin izni gerekmektedir.
Tam ehliyetsiz
Tam ehliyetsizler ayırt etme gücü bulunmayan kimselerdir. Tam ehliyetsizlerin ayırt etme gücü bulunmadıkları için bu sebeple fiil ehliyetleri de bulunmamaktadır.
Sınırlı ehliyetli
Kural olarak fiil ehliyetine sahip olmakla birlikte, kanunda belirtilen bazı hukuki işlemleri tek başına yapabilmeleri sınırlandırılmış kişilerdir. Kendilerine yasal danışman atanan kişiler bu grupta yer alır. Evli kişiler de aile konutu ve kefalet sözleşmeleri bakımından eş rızasına bağlı tutulan işlemler nedeniyle öğretide sınırlı ehliyetliler arasında değerlendirilmektedir.
Nitekim Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi uyarınca aile konutunun devredilmesi, üzerindeki hakların sınırlandırılması veya bu konuta ilişkin kira sözleşmesinin feshedilmesi için diğer eşin açık rızası aranır. Türk Borçlar Kanunu’nun 584. maddesi gereğince ise kanuni istisnalar dışında, evli kişinin kefil olabilmesi için diğer eşin sözleşme kurulmadan önce veya en geç kuruluşu sırasında yazılı rıza vermesi gerekir. Dolayısıyla evlilikten kaynaklanan bu sınırlamalar, eşlerin bütün hukuki işlemlerini kapsamaz; yalnızca kanunda öngörülen belirli işlemler bakımından söz konusu olur.
Ayırt etme gücünü ortadan kaldıran ve kısıtlılığı gerektiren haller nelerdir bunlardan da kısaca bahsetmekte fayda olduğunu düşünüyoruz.
Türk Medeni Kanunu Madde 13- “Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.“
Ayırt etme gücü, bir kimsenin gerçekleştirdiği eylem ve istemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, kapsam ve etkilerini sezebilme ve bunlara uygun olarak hareket edebilme yeteneğidir.
Yukarıda da bahsettiğimiz üzere ayırt etme gücü bulunmayan kimselerin fiil ehliyeti bulunmamaktadır yani tam ehliyetsizlerdir ve fiil ehliyetinin içeriğini oluşturan yine yukarıda bahsettiğimiz hukuki işlem ehliyeti dava ehliyeti ve haksız fiillerinden sorumlu olma ehliyetlerinden de yoksundurlar.
Ayırt etme gücünü ortadan kaldıran haller kanunda bizzat sayılmamış olsa da yine kanunun 13. maddesinden tersi yorum ile ayırt etme gücüne sahip olunmadığı durumları çıkarabiliyoruz. Bunlar;
Şeklinde beş başlıkta toplanmaktadır.
Kısıtlılık, kanunda öngörülen sebepler ve koşullar çerçevesinde, ergin bir kişinin korunması amacıyla mahkeme kararıyla fiil ehliyetinin sınırlandırılmasıdır.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nda kısıtlama sebepleri; 1- akıl hastalığı veya akıl zayıflığı (m. 405), 2- savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetme (m. 406), 3- özgürlüğü bağlayıcı ceza (m. 407) 4- istek üzerine kısıtlanma (m. 408) olarak düzenlenmiştir.
İlgili mevzuat: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (mevzuat.gov.tr)
İlgili yazılar: Kazai Rüşt
Hak ehliyeti, medeni haklardan yararlanma ve borçlara sahip olabilme ehliyetidir. Fiil ehliyeti ise kişinin kendi iradesiyle gerçekleştirdiği fiiller sonucunda hak kazanabilme ve borç altına girebilme yeteneğidir.
Hak ehliyeti kişilik kazanma ile doğar. Gerçek kişiler kişiliği sağ ve tam doğmak koşuluyla kazanır. Tüzel kişilerde ise kişi veya mal topluluğunun sürekli bir amaca yönelik olarak örgütlenmesi ve hukuk düzenince tüzel kişi sıfatının tanınması gerekir.
TMK 10. maddeye göre ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. Yani kişinin ayırt etme gücü bulunmalı, kısıtlı olmamalı ve ergin olmalıdır.
Hayır. Makaleye göre taraf ehliyeti kişinin sağ ve tam doğmasıyla kazanılırken dava ehliyeti için kişinin fiil ehliyetine sahip olması gerekir.
TMK 13. maddeye göre yaşının küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da benzeri sebeplerle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes ayırt etme gücüne sahiptir. Ayırt etme gücü bulunmayan kişilerin fiil ehliyeti yoktur.
Görüşme talebi
UTU Hukuk Danışmanlık olarak farklı hukuk alanlarında avukatlık ve danışmanlık hizmeti vermekteyiz.
Formu doldurun, sizi arayalım. Dilerseniz doğrudan da ulaşabilirsiniz:
Genel Hukuk alanındaki diğer yazılarımız